|
VERGİ DAVA DAİRELERİ GENEL KURULU
Temyiz
Eden: Kalekapı
Vergi Dairesi Müdürlüğü - ANTALYA
Karşı Taraf:
…
İstemin Özeti:
Arsa payı karşılığı yapımını üstlendiği apartman inşaatı işi
nedeniyle mükellefiyet kaydı yaptırmadığı ve
yükümlülüklerini yerine getirmediği yolunda düzenlenen
inceleme raporuyla davacı adına hayat standardı esasına göre
belirlenen matrah üzerinden 1997 yılı için re'sen ağır kusur
cezalı gelir vergisi ve fon payı salınmış, aslı aranmayan
geçici vergi için ağır kusur cezası kesilmiştir.
Antalya Vergi Mahkemesi
19.10.2001 günlü ve E: 2001/443, K: 2001/708 sayılı
kararıyla;
213 sayılı Vergi Usul Kanununun
30 uncu maddesinin 2 nci fıkrasının 1 inci bendinde,
vergi beyannamesinin kanuni süresi geçtiği halde verilmemiş
olmasının re'sen takdir nedeni olarak kabul edildiği,
193 sayılı Gelir Vergisi
Kanununun 37 nci maddesinin 4 üncü bendinde,
gayrimenkullerin alım satım ve inşa işleriyle devamlı olarak
uğraşanların bu işlerinden elde ettikleri kazancın ticari
kazanç olarak sayıldığı,
aynı Yasanın 42 nci maddesinde
ise; birden fazla takvim yılına sirayet eden inşaat ve
onarma işlerinde kar veya zararın işin bittiği yıl kati
olarak tespit edileceği ve tamamının o yılın geliri
sayılarak mezkur yıl beyannamesinde gösterileceği hükmünün
getirildiği,
44 üncü maddesinde
inşaat onarma işlerinde geçici ve kesin kabul usulüne tabi
olan hallerde geçici kabulün yapıldığını gösteren tutanağın
düzenlendiği tarih; diğer hallerde işin fiilen tamamlandığı
veya fiilen bırakıldığı tarihin bitim tarihi olarak kabul
edileceği, anılan Kanunun olay tarihinde yürürlükte bulunan
116 ncı maddesinin 5 inci
fıkrasında da; hayat
standardı esasının birden fazla takvim yılına sirayet eden
inşaat ve onarma işlerinde işin devam ettiği yıllar ve bu
yıllar için geçerli olan gösterge tutarlarının gözönüne
alınarak topluca uygulanacağı hükmünü amir olduğu, davaya
konu inşaatın yapımına ister davalı idarenin kabul ettiği
gibi 1995 yılında ister davacının iddia ettiği gibi 1998
yılında başlanmış olsun her halükarda 2000 takvim yılı
itibarıyla işin tamamlandığı taraflar arasında ihtilafsız
olduğundan ve böylece inşaat işinin bir yıldan fazla sürdüğü
açık olduğundan bu faaliyetin vergilendirilmesinde
193 sayılı Gelir Vergisi
Kanununun 42 nci maddesindeki
usulün uygulanması ve yasa hükümlerine göre, inşaat işiyle
ilgili kazancın vergilendirilmesinin inşaatın bitim
tarihinde verilecek beyanname üzerinden yapılmasının
gerektiği, 1997 yılında bu işe ilişkin beyanname
verilmediğinden bahisle hayat standardı esasına göre re'sen
yapılan tarhiyatta hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesi ile
vergi ve cezaları kaldırmıştır.
Vergi dairesi müdürlüğünün
temyiz istemini inceleyen Danıştay Üçüncü Dairesi 10.03.2004
günlü ve E: 2002/742, K: 2004/678 sayılı kararıyla;
193 sayılı Gelir Vergisi
Kanununun 42 nci maddesinde
birden fazla takvim yılına sirayet eden inşaat ve onarım
işlerinde kazancın tespit esaslarının özel şekilde
düzenlendiği ve dönemsellik ilkesinin istisnası olan bu
düzenlemeyle, kazancın yıllık olarak değil, işin sonunda
tespit edileceğinin belirtilerek,
42 nci maddede
öngörülen vergilemenin uygulanmasında, birden fazla takvim
yılına sirayet eden inşaat ve onarım işinin başkası hesabına
bir taahhüt uyarınca yapılması gerekliliğinin ortaya
konulduğu, bir kimsenin satmak üzere kendi nam ve hesabına
yaptığı özel inşaatların, hangi şartlarla yürütülürse
yürütülsün herhangi bir kıymet imali ve satışından farkı
bulunmadığından,
42 nci madde
kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olmadığı ve bu tür
inşaatlarda kazancın tespitinin yıllık olarak ve ilgili yıla
ilişkin maliyet ve satış bedelinin karşılaştırılması
suretiyle yapılmasının dönemsellik ilkesinin bir sonucu
olduğu, kendi nam ve hesabına arsa payı karşılığı inşaat
yapıp sattığı ve beyanname vermediği hususunda uyuşmazlık
bulunmayan davacı adına, inceleme raporuna dayanılarak 1997
yılı için hayat standardı temel gösterge tutarı dikkate
alınarak re'sen yapılan tarhiyatın,
Gelir Vergisi Kanununun 42 nci
maddesine göre inşaat
işiyle ilgili kazancın işin bitim yılında verilecek
beyanname üzerinden vergilendirilmesi gerektiği gerekçesiyle
kaldırılması yolunda verilen vergi mahkemesi kararında
hukuka uygunluk görülmediği gerekçesiyle kararı bozmuştur.
Antalya Vergi Mahkemesi
06.07.2004 günlü ve E: 2004/589, K: 2004/590 sayılı
kararıyla, ilk kararında yer alan hukuksal nedenler ve
gerekçeye ek olarak; bozma kararında, bir kimsenin satmak
üzere kendi nam ve hesabına yaptığı özel inşaatların hangi
şartlarla yürütülürse yürütülsün herhangi bir kıymet imali
ve satışından farkı bulunmadığından
42 nci madde
kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olmadığı belirtilmiş
ise de;
Gelir Vergisi Kanununun 42 nci
maddesi hükmünün taahhüt
işleri ile sınırlı olmadığı, kendi nam ve hesabına inşaat ve
onarım işi yapanları da kapsadığı, arsası paylara bölünüp
hisse halinde başkalarına satıldıktan sonra, arsa payı
alıcılarına taahhüt edilen inşaatın, yapanın kendi nam ve
hesabına yapıldığının kabulünün mümkün olmadığı, Danıştay
Üçüncü Dairesinin 04.02.1987
günlü ve E: 1986/1816, K: 1987/347 sayılı kararının da bu
yönde olduğu gerekçesiyle vergi ve cezaların kaldırılması
yolundaki ilk kararında ısrar etmiştir.
Israr kararı vergi dairesi
müdürlüğünce temyiz edilmiş, yapılan tarhiyatta yasaya
aykırılık bulunmadığı ileri sürülerek kararın bozulması
istenmiştir.
Savunmanın Özeti:
Savunma verilmemiştir.
Danıştay Tetkik Hakimi Özlem
ULAŞ'ın Düşüncesi:
193 sayılı Gelir Vergisi
Kanununun 42 nci maddesinde
öngörülen özel vergileme rejiminin uygulanabilmesi için,
faaliyetin konusunun inşaat ve onarma işi olması yanısıra,
inşaat ve onarma işinin taahhüde bağlı olarak yapılması
gerekmekte olup, arsa payı karşılığı inşaat işi yapan
davacının bu madde kapsamında faaliyette bulunduğu kabul
edilmeyeceğinden temyiz isteminin kabulüyle aksi yönde
verilen ısrar kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
Danıştay Savcısı Sefer
YILDIRIM'ın Düşüncesi:
İdare ve vergi mahkemelerince verilen kararların temyizen
incelenerek bozulabilmesi için,
2577 sayılı İdari Yargılama
Usulü Kanununun 49 uncu maddesinin birinci fıkrasında
belirtilen nedenlerin bulunması gerekmektedir.
Temyiz dilekçesinde öne sürülen
hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden hiçbirisine
uymadığından, istemin reddi ile temyiz edilen Mahkeme ısrar
kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay Vergi Dava
Daireleri Kurulunca, dosyadaki belgeler incelendikten sonra
gereği görüşüldü:
Arsa payı karşılığı olarak
yapımı üstlenilen ve 2000 yılında tamamlanan apartman
inşaatı nedeniyle mükellefiyet kaydı yaptırmamak suretiyle
vergi yükümlülüklerinin yerine getirilmediği ve gelir
vergisi beyannamesinin verilmediği yolunda düzenlenen vergi
inceleme raporu üzerine ihtilaflı döneme ilişkin hayat
standardı gösterge tutarları esas alınarak davacı adına 1997
yılı için re'sen salınan ağır kusur cezalı gelir vergisi ve
fon payı ile aslı aranmayan geçici vergi üzerinden kesilen
ağır kusur cezasını kaldıran vergi mahkemesi ısrar kararı
temyiz edilmiştir.
193 sayılı Gelir Vergisi
Kanununun ihtilaflı dönemde yürürlükte bulunan
2361 sayılı Kanunun 30 uncu
maddesiyle değişik “Birden
fazla takvim yılına sirayet eden inşaat ve onarma işleri”
başlıklı
42 nci maddesinde;
birden fazla takvim yılına sirayet eden inşaat ve onarma
işlerinde kar veya zararın işin bittiği yıl kati olarak
tespit edileceği ve tamamının o yılın geliri sayılarak,
mezkur yıl beyannamesinde gösterileceği, mükelleflerin bu
madde kapsamına giren hallerde her inşaat ve onarım işinin
hasılat ve giderlerini ayrı bir defterde veya tutmakta
oldukları defterlerin ayrı sayfalarında göstermeye ve
düzenleyecekleri beyannameleri işlerin ikmal edildiği takvim
yılını takip eden yılın Mart ayı sonuna kadar vermeye mecbur
oldukları düzenlemesi yer almaktadır.
Anılan 42 nci maddenin,
arsa payı karşılığı inşaat işi yapan davacı hakkında
uygulanıp uygulanmayacağı uyuşmazlığın özünü
oluşturmaktadır. Bu maddede, birden fazla takvim yılına
sirayet eden inşaat ve onarma işlerinde kazancın tespit
esasları özel olarak düzenlenmiş, diğer faaliyetlerin aksine
kazancın yıllık olarak değil, işin sonunda tespit edileceği
belirtilmiştir. Kanunun devam eden maddelerinde konuyla
ilgili diğer özellikler belirtilmiş,
43 üncü maddede
de müşterek genel giderler ve amortismanların çeşitli işler
nedeniyle dağıtılması konusu düzenlenirken, tahsil olunan
“istihkak bedelleri”nin bir ölçü olarak kullanıldığı
görülmektedir.
Kanunun 94 üncü maddesinde
de
42 nci madde
kapsamına giren işler dolayısıyla bu işleri yapanlara ödenen
“istihkak bedellerinden söz edilmektedir. Tüm düzenlemeler
birlikte dikkate alındığında
42 nci maddede
öngörülen rejimin inşaat ve onarım işinin başkası hesabına,
bir taahhüt uyarınca yapılması halinde uygulanabileceği
sonucuna ulaşılmaktadır. Zira istihkak bedeli ödemesi, ancak
bir taahhüde bağlı olarak yapılan inşaat ve onarım işlerinde
söz konusu olabilir.
Bir kimsenin satmak üzere kendi
nam ve hesabına yaptığı özel inşaat dolayısıyla alıcıdan
tahsil ettiği bedel, istihkak bedeli değil, satış bedelidir
ve
42 nci madde
kapsamında düşünülemez. Satışın arsa payı üzerinden yapılıp
inşaatın alıcı ile aktedilen sözleşmeye göre tasarlanması da
bu durumu değiştirmez. Özel inşaatlar hangi şartlarla
yürütülürse yürütülsün, fiilen yapılan iş inşa edilen
dairelerin satışından ibaret olup, bu tür inşaatların
herhangi bir kıymet imali ve satışından farkı
bulunmadığından kazanç tespitinin yıllık olarak ve maliyetle
satış bedelinin karşılaştırılması suretiyle kazancın
dönemselliği ilkesine göre yapılması gerektiğinden, kendi
nam ve hesabına arsa payı karşılığı inşaat yapıp sattığı ve
beyanname vermediği hususunda uyuşmazlık bulunmayan davacı
adına, inceleme raporuna dayanılarak 1997 yılı için hayat
standardı temel gösterge tutarı dikkate alınarak re'sen
yapılan tarhiyatın,
Gelir Vergisi Kanununun 42 nci
maddesine göre inşaat
işiyle ilgili kazancın işin bitim yılında verilecek
beyanname üzerinden vergilendirilmesi gerektiği yönünde
verilen ısrar kararında hukuka uygunluk bulunmamaktadır.
Bu nedenlerle, temyiz isteminin
kabulü ile Antalya Vergi Mahkemesinin 06.07.2004 günlü ve E:
2004/589, K: 2004/590 sayılı ısrar kararının bozulmasına,
yeniden verilecek kararda karşılanacağından yargılama
giderleri yönünden hüküm kurulmasına gerek bulunmadığına,
01.04.2005 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
Temyiz dilekçesinde ileri
sürülen iddialar bozulması istenen mahkeme kararının
dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçe karşısında yerinde ve
Antalya Vergi Mahkemesinin 06.07.2004 günlü ve E: 2004/589,
K: 2004/590 sayılı ısrar kararının bozulmasını sağlayacak
nitelikte olmadığından temyiz isteminin reddi gerektiği
görüşüyle karara katılmıyoruz. (T.C. DANIŞTAY Vergi Dava
Daireleri Genel Kurulu2004/00229E. 2005/00055K.) |